26 Aralık 2010 Pazar

Çocuğu keşfetmek

     Anne-çocuk bağı daha gebelik sırasında oluşmaya başlar.Anne,karnındaki çocuğun, fizyolojik ve psikolojik kişiliğini adeta boş bir kağıda resmeder.Anne karnında çizilmiş bu resmi sakın karalamaya çalışmayın .  

     Bebeğini ' Ailenin en çirkini bu! ' diye seven kişiden hep nefret ederdi.
     Anne doğmamış, kendi hayal ürünü olan bu çocuk ile konuşur, dertleşir.Anne rahminde olduğu halde annenin hayalinde çizilen bu resim annenin ; ümitlerini, hedeflerini,yansıtır.Ya da annenin ulaşamadığı hedeflerin getirdiği hayal kırıklıklarını, kendinde olmasını istemediği bazı özelliklerini ve korkularını yansıtır.Henüz doğmamış olan bu çocuk ,annenin korku ve kaygılarına, kendisinde olmasından utanç duyduğu bazı özelliklerine göre resmedilmişse ; doğum sonrası bebeğin reddine varabilecek bunalımlar yaşanabilir.
     AS,35 YAŞ, KADIN
Üç yaşındaydı, annesi sürekli uyarıyordu;    
-Ne dedin bakiym! Duymamış olıyım!
-Hoş bulduk de!
-Güzel konuş kızım!
-Doğru otur kızım!
     Annesi kızı Z'nin halalarına benzediğini, kendisine hiç benzemediğini çok sık tekrarlıyordu.Z'nin halasının kızı gerizekalı idi.Diğer hala astım hastası idi.Z'nin en basit rahatsızlğında , annesi önce astım sonra mental retardasyona ait bir belirti olup olmadığı endişesini taşıyordu.Z annesinin korku ve endişelerine göre resmedilmişti ve 3 yaşına gelmesine rağmen hala annesi tarafından benimsenmediği ve kabul görmediği anlaşiliyordu.
     Çocuk,annenin ulaşamadığı hedeflere göre resmedilmişse;  onu arzulanan  hedefe ulaştırma çabaları ile üzerinde aşırı baskı kurulmaya çalışır.
     Bir röportajı sırasında , pop müzikteki başarısı kadar yaratıcı ruhu ile kendini tüm Türkiye'ye  kanıtlamış olan Sezen Aksu:
-Hayatım boyunca kendimi anne ve babama kanıtlamak için uğrağ verdim.Geçen seneye kadar babam Ziraat Fakültesi FKB* den kalan drslerimi verip mezun olmam için baskı yaptı, diyordu.
Bu baskı ile çocuk kendini aşırı proğramlamaya zorlar.
     Cildin çeşitli yerlerinde beliren beyazlıklar ( vitilligo**) nedeni ile bana getirilmişti.Ülke genelinde gerçekleştirilen zorlu bir sınava hazırlanıyordu.Bu hazırlık ilkokul birinci sınıftan beri beş yıldır sürüyordu.
     Stres hallaeri ile baş edebilmek için mutlaka zevk ve keyif verici eğlenceli aktivitelere yer verilmelidir.
(Prof.Dr. Sabiha Paktuna Keskin)

23 Aralık 2010 Perşembe

iletişim üzerine

Çocuğumla konuşamıyorum!!!

Çocuğumla konuşamıyorum diyorsanız, konuşmayı lisana sığdırdığınız anlaşılıyor. Lisan bir iletişim aracıdır. Şükürler olsun ki, tek iletişim aracı değildir. sizin için; "çocuğumla konuşamıyorum" demek, "çocuğumla lisan yoluyla iletişim kuramıyorum" demek ile aynı anlama geliyor ise başka yollar deneyin. davranışların altında yatan duygu ve düşünceleri anlayabilirseniz iletişim için lisana gerek kalmaz. Üstelik, sözcüklerin farklı algılanım farklı yorumlandığında, lisanın sık sık iletişim yerine iletişimsizlik aracı olduğuna hayretle tanık olmaya başlarsınız. lisanın yetmediği yerde duygu ve davranışlardan yararlanın.


Mimiklerde saklı olan nduyguları kelimeler ile ifade yeteneğiniz ne kadar iyi ise, başkalarının duygu ve düşüncelerini anlama yeteneğiniz o kadar iyi demektir. O halde, siz karşınızdakinin duygu ve düşüncelerini rahatlıkla anlayabilenlerdensiniz. Başkalarının duygularını anlayabilmek çok değerli bir özelliktir.

Esas amacımız, çocuğumuz ile iyi bir uyum sağlamak ise, onun gelişme basamaklarını anlamak iyi bir başlangıç olur. Fakat görülüyorki, davranışların anlamını bilmek yetmez, ayrıca çocukla iletişim kurmak da gerekir. O nedenle, işe önce iletişim kurmadaki becerilerimizi artırmakla başlamalıyız. İletişim sözle olduğun gibi mimik ve jestlerle de kurulabilir. Örneğin yerdeki çöpü al da dersiniz, gözlerinizle yerdeki çöpü işaret edersiniz. Hatta bazen bir bakış sözden daha etkili olur.

Çocuğunuzun duygularını farkedin. Onun duygularını siz yaşıyormuşcasına hissetmeye çalışın. Bu şekilde sözlere gerek kalmadan siz çocuğunuzla iletişim kurabilirsiniz. Onun içinde bulunduğu ruhsal durumu anlayabilirsiniz bir kişiyi anlamak mutluluk veren bir erdemdir. Anlayanların sayısı artarda, bir gün sizi anlayan birine rastlarsanız bu katmerli bir mutluluk olur.

- Emziği bırakmıştı. Ben işe başlayınca emzikten başka parmakta emmeye başladı geceleri hiç uyumuyordu. Sabahları işe gitmem bir felaket haline dönüştü.

On beş gün kadar, iş yerinden izin alarak günde iki üç defa eve gittim tekrar işe döndüm. Çocuğuma "seninleyim, seni bırakıp gitmiyorum" mesajını sözel anlatım ile değil davranış dili ile vermeye çalıştım.

Sözel anlatımın burada yeri yoktur. Bu nedenle anne çocuğuna davranış dili ile yanıt verdi ve sporuna çözüm getirdi. Esasında mantık gelişene kadar, neredeyse ergenlik çağına kadar ve hatta ergenlik çağının sonuna kadar, çocuk ile konuşmalar çocuk tarafından, konuşanın tam demek istediği gibi anlaşılmaz.

Çocuk beyninin ne zaman neyi algıladığını bilmessek, konuşmalarımızın ne kadarının onunh tarafından anlaşıldığını da bilemeyiz. Konuşmayı söken çocuğun algılama ve yorum yeteneğini hiç dikkate almayız. Sözlerimizi tam bizim demek istediğimiz gibi karşımızdaki tarafından anlaşılmış olduğunu varsayarız. Hatta konuşarak karşı tarafa kendi yorumumuzu da kabu ettirdiğimizi zannederiz.

Sözümüzden çıktığında da sinirlenir, ona bağırır çağırırız. Ne yazık ki çocuk ona neden bağırdığımızı bile anlamaktan acizdir. Bu kısır döngü sürer gider. Yetişkin olduğunda artık bizimle suya sabuna dokunmanın dışında konuşmaz olur. Bizden uzaklaşır. Kendini anlayacak yeni yüzler arayışına girer. Bu yeni yüzler işimize gelmesse yine bağırıp çağırırız.

Oys, bırakınız  henüz gelişmemiş bir çocuğun algılama yetersizliğini, yetişkinlerin bile konuşmaları ne kadar yetersiz ve hatta kusurludur. Konuşmalarımızın ne kadarını karşı tarafın algıladığından, karşı taraf yetişkin olsa bile emin olamayız. Hele hele bizi dinleyen kişinin bizimle aynı yorumu yapmasını hiç beklememeliyiz. Bu gerçeği bilmiyorsak sık sık "Beni anlamıyor, beni dinlemiyor kendimi dinlete bilmek için zor kullanmalıyım" krizleri yaşarız. (Keskin, S (2010) Çocuklarla doğru iletişim)